Biliriz ki, barışın anahtarı toprakta gömülü durumdadır. Düşlerimizin kimi zaman kahramanı kimi zaman esiriyiz.

24 Aralık 2012 Pazartesi

Gerçeklik Nedir?

İnsan gözdür, öte yanı deriden, etten başka bir şey değil. Gözü neyi görürse, değeri o kadardır insanın..
Mevlana

Gerçek nedir?

Bunu hep merak ediyorum.  İnsandan ayrı olarak varlığını sürdüren bir gerçek var mıdır, sanmıyorum. Çünkü gerçek de insanoğlunun yanılsamalarından biri diye düşünüyorum. İnsanlık dahilinde gerçeğin varlığı inkar edilemez. Fakat insanın olmadığı yerde gerçeklik de olmaz. Yani, insandan ayrı objektif bir gerçeklik doğada bulunmaz. Çünkü orada her şey olması gerektiği gibi ve olmak zorunda olduğu gibi işler. Bizler ise, onların mucizesini mikroskop veya teleskoptan anlamaya çalışan varlıklarız. Bilim, kanıt verir, işte boş bir inançtan farkı bu. Verdiği kanıtlar ise, kendi çerçevesindeki doğruların sonucudur.Kendi dışındaki doğruların içinden bir kanıt sunamaz. Biraz uçuk bir şekilde, bilim de dogmatik diyebiliriz böylece.

Aynı ‘gerçek’ gibi. İnsanlık çerçevesinde ne olduğu ve nelerin gerçek olduğu söylenebilir. Hayat ise daha çok tesadüflerin, anlık olayların farkındasızlığına bağlı olan kesişmelerin bütününe benzer. Aynı doğa gibi.

Mikroskop, istatistikle aynı oyunu oynar. Saf maddelerin oranlarının bulunması onların gerçekliğini dolayısıyla hayatın gerçekliğini verir sanılır. Oysa hiç bir mikroskop kuşların sürü halinde geçerken olan işbirliğinden çıkan dansı, balıkların sadece birlikteyken oluşturduğu o anlık parlamayı göstermez, çıkarsamalarından bunların nedenini bile bulamaz. Rutindeki gizem, determinizmle açığa kavuşturulamadı. Hücrelerin nasıl işlediği bulundu, fakat hücrelerin her zaman nasıl aynı şekilde işlediği, bu cevap vermekten korktuğumuz bir sorudur. Bu yüzdendir ki evrenin cevabını taşıyan da tek soru budur.

 Belki, insanlık doğaüstü güçlere inanmayı kestiğinden beri, doğanın olağan üstü güçlerine inanmayı da bıraktı. Söylemeye çalıştığım şey, idealist bir fikrin ürünü değildir.  Sadece gerçeklik üstüne kafa yorarken neden hala gerçeklik konusunda onlarca çelişkimiz olduğuna dair bir soru ve mitlerden sonra yaratılan bilime eleştiridir. Aklımız mı önde, duyularımız mı, maddenin renklerini köre açıklayamazsın, şeffaf olanla evreni bulamazsın.. Biz, birbirini yansıtan binlerce aynanın bir tanesinin yansımasının içinden, tüm aynaların kendisini çözebileceğimize inanan insanlarız.En küçük parça ile, bütünü çözebileceğimizi düşünüyoruz. Genelden özele doğru gidiyorsak, nasıl özelden geneli çıkarmayı umuyoruz? Zaten o başladığımız noktada var değil miydi?

Belki de gerçekler, gözümüzün göremeyeceği kadar küçükte değil, gözümüzün göremeyeceği kadar büyüklüklerde yatar.

İoanna Kuçuradi demiştir ki: ‘’kavramlar pek suçsuz görünmüyorlar. Tehlikeli olmalarından biz sorumluyuz, yarattıkları sonuçlardan olduğumuz gibi.’’

İnsanoğlu, herşeyi aklına sığdırmaya çalışmış, sözcükleri üretmiş ya, bir tanesini fazladan yapmış. O da gerçekliğin kendisidir kuşkusuz. Ağaca ağaç dedi, denize deniz, kırmızı ilginç tatlı meyveye elma, peki neye gerçek dedi?

Düşlerimiz, doğadaki binlerce aynanın yansımasıyla aynı şekilde oluşurlar, aklımızla gördüklerimizin ürünüdürler. Her şeye bütüyle bakmak, detaylıca bakmaktan daha yararlıdır bence.

Prizmadan renklerin fışkırması ne güzel, şimdi gözleri gökkuşağı olan Caeironun ne dediğine bakalım, Fernando Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı’ndaki yazdıklarıyla.

‘’Caeiro nun, köyünün ne kadar küçük olduğunu ve bunun nelere yol açtığını olanca doğallığıyla anlattığı yalın cümlelerini ilgisizce okuyorum,bunlar ilham veriyor,rahatlatıyor beni.köyü küçücük olduğu için insan oradan evrenin,şehirde görülenden daha büyük bir parçasını görebilirmiş;işte bu yüzden köy kentten daha büyükmüş:

çünkü, gördüğüm şeylerin boyundayım ben, kendi boyumda değil'’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder