Türkçenin, aşkın, barışın ve gelecek güzel günlerin büyük şairi; Nazım Hikmet 110 yaşında. Düş Bilgisi ve Gelecek Bilgisi dersleri için onu anlamak bugün daha bir önem taşımakta. Sosyalizmin bir dönemine ait yanılgılarımızın ve yenilgilerimizin yarattığı ruhsal çöküntülerimizden kurtulmak için de gerekli bu.
V.Hugo’nun , “öldükten sonra yaşamak istiyorsanız, ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın,” ifadesinin iki yakasını da hak etmiş, şiiri ve yaşamıyla kendisini ölümsüzleştirmiş biridir Nazım Hikmet.
O, bulunduğumuz dünyadan, başka türlü bir dünyaya, yaşanır kentlerin, adil-demokratik ülkelerin ve barış içinde yeryüzü düşlerinin kurulduğu bir dünyaya özlemdir artık. Öyle bir dünyanın imgesidir.
Nazım, “Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” öylesi bir dünyaya yolculuktur da aynı zamanda.
Nazım’ ı önemli kılan, onu yeryüzülü yapan ve bir gelecek olarak karşımızda tutan, onun, kaynağını felsefeden alan, gelecek bilgisinin tam da kalbine oturan, kökleri çok derinlerde, iri gövdeli, uzun dallı ve geniş yapraklı şiiri değil yalnızca.
Onu önemli kılan,“yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine” dizelerinde en geniş özetini bulan dünya görüşünü, şiirinin içinden söylemesi, böyle bir dünyayı görünür kılması ve görüntüye getirmesidir.
Ve, Nazım’ı ölümsüzleştiren; aşkın, sanatın ve edebiyatın incelttiği bir dünyada yaşamak arzusudur. Ve de ısrarıdır. Şiiriyle ve yaşamıyla bu ısrardaki başarısıdır.
Onu, onun şiirini ve onun dünya görüşünü anlamanın, “gitmekte ve gelmekte olanı” sezebilmenin eşiği tam da burasıdır işte.
Böylesi bir kavrayışın içinden dünyayı algılamak, insanın değişip dönüşmesini, yapılacak ve yaratılacak olanı bu felsefinin ışığında yeniden tarif etmek, bugün bütün muhaliflerin önünde devrimci bir görev olarak durmaktadır.
Öyleyse Nazım, böylesi bir görev için aynı zamanda bir çağrıdır. “Bir şeyler yapmalı” çağrısıdır. Geleceği yapma ve yaratma çağrısıdır.
V.Hugo’nun , “öldükten sonra yaşamak istiyorsanız, ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın,” ifadesinin iki yakasını da hak etmiş, şiiri ve yaşamıyla kendisini ölümsüzleştirmiş biridir Nazım Hikmet.
O, bulunduğumuz dünyadan, başka türlü bir dünyaya, yaşanır kentlerin, adil-demokratik ülkelerin ve barış içinde yeryüzü düşlerinin kurulduğu bir dünyaya özlemdir artık. Öyle bir dünyanın imgesidir.
Nazım, “Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” öylesi bir dünyaya yolculuktur da aynı zamanda.
Nazım’ ı önemli kılan, onu yeryüzülü yapan ve bir gelecek olarak karşımızda tutan, onun, kaynağını felsefeden alan, gelecek bilgisinin tam da kalbine oturan, kökleri çok derinlerde, iri gövdeli, uzun dallı ve geniş yapraklı şiiri değil yalnızca.
Onu önemli kılan,“yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine” dizelerinde en geniş özetini bulan dünya görüşünü, şiirinin içinden söylemesi, böyle bir dünyayı görünür kılması ve görüntüye getirmesidir.
Ve, Nazım’ı ölümsüzleştiren; aşkın, sanatın ve edebiyatın incelttiği bir dünyada yaşamak arzusudur. Ve de ısrarıdır. Şiiriyle ve yaşamıyla bu ısrardaki başarısıdır.
Onu, onun şiirini ve onun dünya görüşünü anlamanın, “gitmekte ve gelmekte olanı” sezebilmenin eşiği tam da burasıdır işte.
Böylesi bir kavrayışın içinden dünyayı algılamak, insanın değişip dönüşmesini, yapılacak ve yaratılacak olanı bu felsefinin ışığında yeniden tarif etmek, bugün bütün muhaliflerin önünde devrimci bir görev olarak durmaktadır.
Öyleyse Nazım, böylesi bir görev için aynı zamanda bir çağrıdır. “Bir şeyler yapmalı” çağrısıdır. Geleceği yapma ve yaratma çağrısıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder